rölyef etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rölyef etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2010 Cuma

KİLİS'İN ESKİ KAYMAKAM EVİ

Tarih 28 Ekim 1918, 1.Dünya Savaşı henüz bitmiş. Mondros Mütarekesi imzalanmak üzere. Mustafa Kemal Paşa kurulacak bir savunma hattının planlarını yapmaktadır ve bu nedenle Kilis'e gelir. Atatürk'ün Kilis'e geceleyip gecelemediği yazılı kaynaklardan anlaşılamıyor. Ancak halkın arasında hep Atarürk'ün Kilis'e geldiğinde Eski Kaymakam Evinde kaldığı söylenir. Kilis Kuva-i Milliye Komutanı Polat Paşa da anılarında Atatürk'ün Kilis'te gecelediğinden bahseder.
Bu model-rölyef çalışmamda bu binayı seçmiş olmamın bir kaç nedeni var. Hem Atarük'ün Kilis'e geldiğinde kaldığı ev olması hem de binanın ilginç mimari yapısı bu seçimimde etken. Model-rölyefin yapımı tam iki ay sürdü. Tabi yine onlarca fotoğraftan ve aldığım bazı danışmanlıkların ardından.
Binanın şu anki hali maalesef içler acısı. Korunmasız ve kaderine terkedilmiş durumda. O kadar ki çalışmamı görenler binanın o bina olduğunu kavramakta güçlük çekiyor öncelikle. Kimbilir belki bir kaç on yıl sonra bina yok olduğunda bu rölyef daha da anlam kazanacak ve beni de Tıpkı Picasso ya da Van Gogh gibi ölümünden sonra eserlerinin değeri anlaşılan sanatçılar arasına sokacaktır...

HAYATA AÇILAN KAPILAR



Güneyanadolu mimarisi hep ilgimi çekmiştir. Batıdan doğuya hangi kente giderseniz gidin taş işçiliğinin zirveye çıktığı binalarla karşılaşırsınız. Binaların kapıları, o bina ve sakinleri hakkında bir izlenim edinme şansı verir insana. Bu yüzden hep bakarım kapılara dikkatlice.


Çok ilgimi çekmişti bu kapı. Onlarca fotoğrafını çekip bir aydan fazla süren bir çalışmanın sonucunda modelini yaptım rölyef tarzında.
Kapıyı aralayıp içeriyi görme şansınız yok belki ama en azından gözlerinizi kapayıp hayal edebilirsiniz. Ortasında küçük bir havuzuyla evin bahçesi karşılayacaktır sizi. Hemen karşıda beş altı basamakla çıkılan giriş ve birbiri içinden geçilerek girilen yaklaşık 5 -6 odanın iki katlı taş duvarları dikilir önünüze. Taş duvarların arasından yıllanmış yosunlar fışkırır, duvara yaşam veren. İllaki bir ekinlik hayal edin. Asmaları, eski teneke kaplardaki çeşit çeşit bitkileriyle. Ve bir kuş kondurun havuzun kuşlara ait olan bölümüne. Cıvıltılarını dinleyin. Sessizlik ve derin bir huzurun hakim olduğu mağrur bir tanığı görmüş olursunuz emin olun.

28 Ocak 2010 Perşembe

NİNEMGİLİN EVİ


70 lerin sonuna doğru bacak kadar çocuktum daha. Annem öğretmendi. İki yaş küçüğüm Orhan'la beni yıllar sonra resimdeki maketini yapacağım ninemlerin evine bırakırdı her sabah, işe gitmeden önce. Sabah ayazlarında düşerdik yola, o zamanlar ben 4-5, Orhan 2-3 yaşlarında. Ninemlerin evi yakındı. Sabah Pazarı'na giden bir kaç yüz metrelik yolun ardından Muallak Camii'ne ulaşmadan hemen önce sağdaki ilk sokağa dönünce çocukluğumun ilk yıllarının geçtiği evin sokağına ulaşmış olurduk. İstiklal Savaşı'nın ardından Türkiye'nin bir çok şehrinde olduğu gibi Kilis'teki Yahudi ve Hristiyan halkları da göç edip gitmişler. Yahudilerin terkedilmiş bir havrası vardı bu evin karşısında. Annem ninemlere ulaşır ulaşmaz alyansıyla kapıyı çınlatır ve her gün yaşadığımız trajedi başlardı. İstemezdik ayrılmayı ve başlardık ağlamaya. Anneden ayrılmak akşam tekrar döneceğini bilsen de zor. Hiç bir sabah düşünmedik zaten bunu, evet akşam gelip alacak annem bizi ama bu değil ki sorun. Zorla annemin paçalarından çekip alırdı ninem bizi. Teyzemle beraber biz avunana kadar da başımızdan ayrılmazdı, ikisinin de çok derin izleri vardır hala üzerimde.
Bu ev işte, büyülüydü sanki. Tipik bir Kilis evi. 3 Tağa, bir kapı. Altında mağarası ve matmağı, matmağın hemen arkasında hamamı ve odanın içinden iki basamakla çıkılan çıkması. Küçük bir ev ama tam 8 kişi yaşamış o evde, dedem, ninem ve 6 çocuk. 4-5 yaşında bir çocuğun gözüyle bakılırsa masalsı. Yağmurların ardından serçelerin su birikintilerinde banyo yaptığı havuş bizim de oyun alanımız tabi sokağa çıkmadığımız zamanlarda. Tağaların hepsinde çeşit çeşit çiçekler ve en çok sevdiğim, duvara en yakın tağadaki zambaklar. Kış bahara dönerken yağdı yağacak gök gri tonlarıyla hüzünlü bir bekleyişin kubbesi. Yağmurun ardından kuş tağalarından henüz çıkmış serçeler havışta cilveleşirken, sobanın üstündeki portakal kabuklarının kokusu yayılır odaya ben zambaklı tağada annemin gelişini beklerim. Sarkaçlı saatin tik takları ve bir kaç serçenin çapkın ötüşleri. Orhan divanda uyumuş. Ninem namaz kılıyor...
Veeeeee yıllar geçiyor. Önce dedem, ardından ninem ardından matem. Ev satılıyor adını bile bilmediğim birine. Onca hatıraya mekan olmuş taştan bir canlı. Ne havışında oyun oynayabiliriz artık ne de çıkıp dama Orhan'la hemen karşıdaki havrayı seyredebiliriz. Ayrıntılı bir fotoğrafı da yok, yazılı bir anlatımı da. Çocukluğumun masalsı evi sadece hafızamda kazılı derin izleriyle. Bu maketin ardından su serpiliyor yüreğime...